Sorun Bölümde Değil, Soruda
Üniversite tercih sürecini zorlaştıran şey, yanlış seçim yapma ihtimali değil; sorunun kendisi. "Hangi bölümü seçeyim?" derken aslında şu soruyu soruyorsun: "Kim olmak istiyorum?" Ve bu soru, 17 yaşında yanıtlanması beklenen bir soru değil.
Erik Erikson, kimlik gelişimini insan ömrü boyunca uzanan bir süreç olarak tanımlar. Ergenlik döneminde birey "kimlik keşfi ile kimlik kargaşası" arasında gidip gelir (Identity: Youth and Crisis, 1968). Üniversite seçimi, bu kargaşanın tam ortasında alınması beklenen bir karar. Sonucun neden ağır hissettirdiği bu yüzden şaşırtıcı değil.
Seçenek Çokluğu Neden Yardımcı Olmuyor?
Türkiye'de yüzlerce üniversite, binlerce bölüm var. Teoride bu çeşitlilik fırsattır. Pratikte tam tersine işliyor.
Barry Schwartz, The Paradox of Choice (2004) adlı kitabında şunu ortaya koyuyor: seçenek sayısı arttıkça karar verme süreci uzuyor, verilen karar daha az tatmin edici hissettiriyor. Çünkü her seçim, seçilmeyen onlarca alternatifin hayalini de beraberinde taşıyor. "Hukuk seçsem ne olurdum?" sorusu, psikoloji okurken zihnin köşesinde asılı kalıyor.
Bu fayda değil, yük.
"Yanlış Seçimi" Bu Kadar Büyüten Ne?
Kısmen aile, kısmen kültürel anlatı. "Ömür boyu yapacağın işi seç" cümlesi, kararın geri dönüşsüz olduğunu ima ediyor. Oysa araştırmalar bunun tersini söylüyor.
Jeffrey Arnett, "emerging adulthood" kavramını tanımlarken (2000) 18-29 yaş aralığının özellikle kimlik deneme dönemleri içerdiğini, birden fazla kariyer değişikliğinin norm olduğunu belirtiyor. Bölüm seçiminin ömrü belirlemediği, uzun vadeli araştırmalarda tekrar tekrar görünüyor.
Ama bu veriyi bilmek, kaygıyı hemen kesmez. Çünkü kaygı bilişsel değil, bedensel. Sinir sistemi tehdit algıladığında mantık devre dışı kalıyor.
Ne Yardımcı Olur?
Karar kolaylaştıran şey daha fazla bilgi değil, daha az gürültü. Birkaç gözlem:
- "Hangi bölümü seçmeliyim?" sorusu yerine "Hangi sorular beni meraklandırıyor?" sorusu daha verimli bir başlangıç noktası.
- Kararın "doğruluğunu" kanıtlamaya çalışmak çoğu zaman kararı geciktiriyor, kolaylaştırmıyor.
- Aile beklentisiyle kendi isteğini ayırt etmek, seçimden önce gelen bir adım. Bu ayrımı yapmadan verilen kararlar genellikle birinci yılda sorgulanıyor.
Daniel Kahneman'ın sistem 1 / sistem 2 ayrımı burada işe yarıyor (Thinking, Fast and Slow, 2011): yavaş düşünme için alan açmak, yani kararı belirli bir süre için bilinçdışına bırakmak, çoğu zaman sezgisel bir netlik getiriyor.
"Kendin olmak cesarettir; başkasının beklentisi doğrultusunda şekillenmek ise en sık karşılaşılan çaresizlik biçimi." > Rollo May, Man's Search for Himself, 1953
Cevvela Bakışı
- Üniversite seçimi bir kimlik sorusudur, kariyer sorusu değil.
- Seçenek fazlalığı kolaylaştırmaz; seçim öncesi alan daraltması gerekir.
- Kararı zorlaştıran çoğunlukla "hangi bölüm" sorusu değil, "kimin için seçiyorum" sorusudur.
- Kararsızlık patoloji değildir; kargaşa, kimlik gelişiminin bir parçasıdır (Erikson, 1968).
- Bu sürece eşlik etmek için koçluk, karar vermekten farklı bir şeydir: netleşmeye alan açmaktır.
