Anlayışlılık Ne Zaman Tuzağa Dönüşür
"Sen çok anlayışlısın" cümlesi genellikle iltifat olarak söyleniyor ve iltifat olarak alınıyor. Bir noktaya kadar bu doğru. Empati, esneklik ve tolerans ilişkiyi besleyen şeyler.
Ama bir soru var: bu anlayışlılığın her seferinde bir bedeli varsa, o bedeli kim ödüyor?
Harriet Lerner, kendi duygularını ve ihtiyaçlarını sürekli geri plana atan insanların ilişkide gerçek anlamda var olmadığını söylüyor (The Dance of Connection, 2001). Fiziksel olarak oradalar, anlayış gösteriyorlar, destek veriyorlar. Ama ihtiyaçlarını dile getirmedikleri için ilişki tek taraflı bir zemine kayıyor. Ve bu kaymayı fark etmek çoğu zaman bir kırgınlık patlamasıyla oluyor.
Nereden Geliyor
Aşırı anlayışlılık çoğunlukla erken dönemde öğrenilmiş bir adaptasyon stratejisi. "Anlayışlı ve uyumlu olursam sevilir, kabul görürüm, güvende olurum." Bu öğrenme bilinçdışında çalışıyor ve yetişkinlikte otomatik tekrarlıyor.
Üstelik bu strateji sosyal olarak ödüllendiriliyor. "Anlayışlı" olmak övülüyor, "talepkâr" olmak eleştiriliyor. Bu sosyal pekiştirme, stratejinin yerleşmesini kolaylaştırıyor.
Peki ihtiyaçlar nereye gidiyor? Görünmüyor ama yok olmuyor. Sessiz bir öfke olarak birikiyor, yorgunluk ve duygusal çekilme olarak dışa vuruyor ya da aniden orantısız bir tepkiyle boşalıyor. O an çoğu zaman "aşırı tepki" olarak etiketleniyor. Oysa birikim uzun süredir devam ediyordu.
Empati ile Öz Silme Arasındaki Çizgi
Empati karşıdakini hissedebilmek. Aşırı anlayışlılık ise kendi hissini bastırarak karşıdakini öncelikli kılmak. Bu iki şey birbirine benziyor ama içi çok farklı.
Kristin Neff'in öz şefkat araştırmaları kritik bir bulgu ortaya koyuyor (Self-Compassion, 2011): başkalarına duyulan empatinin sürdürülebilir olması için öz şefkatin de işlevde olması gerekiyor. Kendine şefkati olmayan empati zamanla tükeniyor, acımasız bir öz eleştiriye ya da ilişkiden çekilmeye dönüşüyor.
Başka bir deyişle: kendi ihtiyaçlarını görmezden gelerek kurulan empati uzun vadede hem kişiyi hem ilişkiyi tüketiyor.
İhtiyacı Dile Getirmek Bencillik Değil
Aşırı anlayışlı insanların büyük bölümünde ortak bir inanç var: "ihtiyaçlarımı söylersem yük olurum, zorlaştırırım, bencil görünürüm."
Bu inanç test edilmeden işliyor. Ama ilişkide ihtiyacını dile getirmek aslında ilişkiye güven göstermek. Ve ilişkinin gerçek olmaya devam etmesi için gerekli.
Brené Brown'ın araştırmasında en sürdürülebilir ilişkilerdeki ortak özellik şefkat değil; dürüstlük (Daring Greatly, 2012). İhtiyacı söyleyebilmek bu dürüstlüğün bir parçası.
"Öz şefkat olmadan şefkat tükenir. Kendi kadehini doldurmadan başkasına dökemezsin." > Kristin Neff, Self-Compassion, 2011
Cevvela Bakışı
- Anlayışlılık kendi ihtiyaçlarını görünmez kılmaya başladığında erdem olmaktan çıkıyor; tek taraflı bir ilişki zeminine dönüşüyor (Lerner, 2001).
- Aşırı anlayışlılık çoğunlukla erken dönemde öğrenilmiş ve sosyal olarak pekiştirilmiş bir adaptasyon stratejisi.
- Bastırılan ihtiyaçlar kaybolmuyor; sessiz öfke, yorgunluk veya ani patlamalar biçiminde yüzeye çıkıyor.
- Öz şefkati olmayan empati tükeniyor ve sürdürülemez hale geliyor (Neff, 2011).
- Koçluk bu süreçte ihtiyacı görünür kılmak, "bencillik" inancını sorgulamak ve yeni bir denge zemini oluşturmak için kullanılabilir.
